Facebook

Sitemize üye olup şiir ve yazılarınızı paylaşabilirsiniz. Hemen Ücretsiz Üye Olun!

Eğitimci Yazar ve Şairler (Eyaş), içmeden aşk sarhoşu olan ve gelecek nesillere benimde bir kaç kelamım var diyenlerin sitesi.

Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler
#1
k_04154943_siird.jpg



MENDİLİMDE KAN SESLERİ
 
Her yere yetişilir,
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama,
Çocuğum, beni bağışla.
Ahmet abi, sen de bağışla.
Boynu bükük duruyorsam eğer.
İçimden böyle geldiği için değil,
Ama hiç değil.
İnsan yaşadığı yere benzer,
O yerin suyuna, o yerin toprağına.
Suyunda yüzen balığa,
Toprağını iten çiçeğe...
Konya’nın beyaz,
Antep’in kırmızı düzlüğüne benzer.
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir.
Denizine benzer ki, dalgalıdır bakışları.
Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına...
Öylesine benzer ki...
Ve avlularına.
Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi,
Ve sözlerine.
Yani bir cep aynası alıp satımına belki.
Ve birgün birinin adres sormasına benzer.
Sorarken sorarken
Üzünçlü bir ev görüntüsüne...
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer.
Anısı ıssızlıktır,
Acısı bilincidir.
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan.
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir.
Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet abi,
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden,
Dirseğin iskemleye dayalı,
Bir vakitler gökyüzüne dayalı derdim ben.
Cigara paketlerinde yazılar, resimler...
Resimler özlem,
Resimler, eskiden beri...
Ve bir kaşın yukarı kalkık,
Sevmen acele,
Dostluğun çabuk,
Bakıyorum da şimdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğin nedir ki Ahmet abi,
Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir.
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar,
Nazilli kokardı.
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası,
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında;
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen.
Kadının ütülü patiskalardan bir teni,
Upuzun boynu,
Ve sana Ahmet abi,
Uzaktan uzaktan domates, peynir keserdi sanki.
Sofranı kurardı.
Elini bir suya koyar gibi kalbine koyardı.
Çocuklar doğururdu.
Ve o çocukların
Dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi.
Bilmezlikten gelme Ahmet abi;
Umudu dürt, umutsuzluğu yatıştır.
Diyeceğim o ki,
Yok olan bir şeylere de benzerdi o zaman trenler.
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi,
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse,
Çocuklar, kadınlar, erkekler...
Trenler tıklım tıklım,
Trenler, cepheye giden trenler gibi...
İşçiler, Almanya yolcusu işçiler.
Kadınlar, kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi.
Ellerinde bavullar, fileler...
Kolonyalar, su şişeleri, paketler.
Onlar ki hepsi,
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerde büyüyenler...
Ah, güzel Ahmet abim benim!
Gördün mü bak,
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar.
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket...
Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile.
Gelse de öyle sürekli değil.
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün .
Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar?
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?
Mendilimde kan sesleri...
 
(Edip Cansever)
 
 
 
 
 
 
 
HER ŞEY SENDE GİZLİ
 
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatlarının çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerin uzağı görebildiği kadar genç
Nefret ettiklerin kadar kötü
 
Ne renk olursa olsun kaşın, gözün
Karşıdakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kâr sayma
 
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
San ki bitti sana her şeyi
Sevdiğin kadar sevileceksin
 
Güneşin doğuşundandır sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Birgün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın
 
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma, yağmurun yağdığı kadar ıslak
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak
 Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnız
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlüsün
 
İşte budur hayat, işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
Şunu da öğren
Sevdiğin kadar sevilirsin
                                    (Can Yücel)
 
 
BEDAVA
Bedava yaşıyoruz, bedava
Hava bedava, bulut bedava.
Dere tepe bedava
Yağmur çamur bedava.
Otomobillerin dışı
Sinemaların kapısı
Camekanlar bedava.
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava.
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava.
Bedava yaşıyoruz, bedava!
(Orhan Veli Kanık)
 
 
SİZİN İÇİN
Sizin için insan kardeşlerim
Her şey sizin için
Gece de sizin için, gündüz de
Gündüz gün ışığı, gece ay ışığı.
Ay ışında yapraklar
Yapraklarda merak
Yapraklarda akıl
Gün ışığında bin bir yeşil
Tenin avuca değişi
Sıcaklığı, yumuşaklığı.
Merhabalar sizin için
Sizin için limanda sallanan direkler
Günlerin isimleri
Ayların isimleri
Kayıkların boyaları sizin için
Sizin için postacının ayağı
Testicinin eli
Alınlardan akan  ter.
Sizin için
Her şey sizin için.
(Orhan Veli Kanık)
 
YOLCULUK
Gideceksin buralardan gün gelecek,
Yavaş yavaş kaybolacak bindiğin tren,
Eriyen karlar gibi içinden
Bütün sıkıntıların akıp gidecek.
 
Bağdaş kuracaksın bir tahta sıranın üstüne
Yolculara merhaba diyerek
Ardın sıra kaçan kırları seyrederek
Coğrafya derslerini hatırlayacaksın yine
Adını bilmediğin nehirlerden geçerek.
 
Bir dikili ağacın bile yok yeryüzünde
Ama bir memleketin var sevilecek!
Eriyen karlar gibi içinden
Bütün sıkıntıların akıp gidecek
 
Ağlamayacak kimse ardından, gülmeyecek!
(Cahit Külebi)
 
BİR UMUT
Yorgunsun, uzaklardan gelmişsin,
Yitirmişsin nen varsa birer birer.
Bir sağlık, bir sevinç, bir umut
Onlar da nerdeyse gitti gider.
 
Dost bildiğin insanların yüzleri
Aynalar gibi kapkara.
Suyu mu çekilmiş bulutların
Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.
 
Taşlara düşen saat gibi
Ne artı, ne eksi
Bir sağlık, bur sevinç, bir umut
Hikaye hepsi.
(Cahit Külebi)
 
NERDESİN
Geceleyin bir ses böler uykumu.
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran sesin.
 
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider,
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?
 
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden, bir gün bana gel desin.
(Ahmet Kutsi Tecer)
 
 
 
KÜLLERİ EYELEMEK
 
İçimi ezer delice bir cesaret
görünmez bir el kitler kapılarımı,
miskinliğimden değil bu minnet
çaresizim seni sevdiğimi söyleyemem.
Dilsizim.
 
Çırpınmayı bile unutmuş bir serçe
gibi saklarım göğsüme kanatlarımı,
kadınlığın böyle karşıma dikeldikçe
utanırım seni sevdiğimi söyleyemem.
Dilsizim.
 
Bilinç denen şey şeffaf bir hançer
her gece deşer yaramı,
yıllar divane ömrümden zulümle geçer
halsizim seni sevdiğimi söyleyemem.
Dilsizim.
Eski yalnızlıklardır soframdaki nicedir
hayatla katlayamam yorgun yaşımı,
büyük aşklar hep gecikmeli gelir
garibim seni sevdiğimi söyleyemem.
 
Dilsizim.
Erken geldin dünyaya, benden önce
benden önce koştun yollarımı,
şu ince yağmur dinince
gideceğim seni sevdiğimi söyleyemem
Misafirim.
( Hüseyin Ferhad )
 
 
 
 EY GÖZLERİ DÜŞ RENGİ
(Gülseli İnal)
 
Ne söylersen onu yapıyorum elimde değil verdiğin güle dokunmamak
gözlerin neredeyse bedenim orada orada oluşuyor yeniden
rüzgârların eğilip kulağıma fısıldadıkları oluyor söylediklerin
dilim tutuluyor sanki buruk bir yemiş tatmışcasına
sessiz bir başına yok olarak yeniden yaşıyorum yanında
hiçliğin tadına bakıyorum
varlığını biraz biraz duydukça
bedenim bedenine kapanıyor yavaşça
sırtında büyük sırmalı bir harmaniyle karşılıyorsun beni
 
bir bulut gelir hani kanatları yağmur rengidir
uzun yol yorgunudur sonra başka türlü
bir yüzdür gökyüzü
onu yaşıyorum yanında
kış sabahının açmış tüm çiçekleri elinde
elimde değil senin yanında ırmakların sesini dinlememek
birden bire allak bullak oluyorum gelişinle
kollarımdan uç veren zeytin dalları
ipek bir sedire yatırıyorum duygularımı
seni ey yağmur kaçkını
sabah yeli tadı
sen güneşin ışıkdamlası ayışığı dansı
sen geceyarısı beyazı
kasırgada deniz denli tutkunu olduğum sen
yemişlerin zehir tadı
evrenim tuzum dağyelim
yaşamım
ve yanı başımda soluk alıp veren deniz gibi sen.
(Gülseli İnal)
 
AŞKIN
(Barış Pirhasan)
 
Yaşayamadığım bir şeysin sen,
elinden tutup sokağa çıkamadığım
Kış günü bir avuç kar süremediğim yüzüne
Otlar ve çiy damlalarıyla sevişemediğim
Kımıldatmayan bir bakış, bir söz
Tam söylenecekken açıp kapıyı
Karanlık ağzımı ışıklandıran, yakan fotoğrafları
Gümüş laledan masamda, birden leylak...
Dirhemleyen sevincimi ışıktan tartacında
Can alıp veren, su verip gönül yağmalayan
Kurnaz bakkal, hırkama göz diken
 
Yaşayamadığım bir şeysin sen, kokular dağıtıp
Kendine yeni adlar yakıştıran
Beynimde cıva damlacığı, şehvetin sinir telleriyle
Dokuyan kulaklarımı, göz çukurlarımı aşkın
Tılsımlı gövdesiyle ovan
Yastıkta bir yumak saç
Boynu kıvrılıp ölmüş güvercin, dokunamadığım
Şeylersin sen, bitiremediğim...
 
 
GÜN KARARMASIN GELDİĞİNDE
(Ahmet Telli)
 
Güz yakmadan gülün pembesini
avuçlarımda ol, sokul yanıma
gülüşünle ısınsın bedenim
ve dudaklarımda acılaşan ıslık
adınla çiçeklensin
 
Serçeler göçe dayanmaz bilirsin
ne özleyen bir bakış kalır
ne de sımsıcaklığın
sular donar yürek üşür
sende kalır senin yakan
 
Uçurumlar açılır yollarında
buharlaşır çiy damlaları
Terli bir kısrak gibi gel kapıma
savrulsun saçların
yastığım kekik koksun
 
Uzağı yakın et
pembeleşsin çarşafın
ölüm kapımın tokmağında
ayrılığı iyi bilirim
ferhat olmıyayım dağlarda
 
Ey gülün pembesiyle
bir gülümseyişi paylaşan
kar yağıyor yatağıma
avuçlarım kutuplara döndü
gün kararmasın geldiğinde
 
 
Anısı Biz Olalım Bu Sokakların
(Ahmet Telli)
 
Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen
 
Biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri
 
Bir arkadaş evine uğrarız yolüstü
bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gülüreyhan olur soluğun
Biz kalırız kuşlar dönüp gelir
her balkonda bir menekşe sesi
 
Belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar
 
Anısı biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
Biz gürültüsüz sözcükler bulalım
sarmaşıklar fısıldaşsın yine
Gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen
 
 
 
 
HEP SENİ SEVDİM 
(Ahmet Ada)
 
Hep seni sevdim
Yaz kendini anlatırken yaprak yaprak
Günler ne çabuk akıp geçti sevgilim
Yüzyıllar geçti sanki aradan
Yollar yollar boyunca yan yana
Hangi yokuşu çıktıysam seninle
Kuşlar uçuştular saçlarından
 
Hep seni sevdim, silinmez izi
Sevimli şaşkınlıklarımın o yazdan
 
Kır kahveleri kuş sürüleri sonra
Konuşmadan oturduğumuz masa iskemle
Demli çay, demli çayın buğusu
O yaz daha mutluydu seninle
 
Senin mavi miydi ya kalbinin sesi
Bir saat gibi işlerken kendiliğinden
Yine buluştu gözlerimiz sevgiler üreten
O yaz seni ne çok sevdiğimi
Öğrendim bir akarsuyun sessizliğinden
 
Bulutlardan bulutlara çıkardım o yaz
Çiçekler suladım her günbatımı
Çocuklarla konuştum hüznü unutturan
Yalansız hilesiz sevdim seni
Çiçekler çocuklar ezgiler içinde
 
 
YAŞANMIŞ
(Süreyya Berfe)
 
Sana alacakaranlıkta bile bakarım
Saçını okşarım gözyaşını silerim
Kokun duman olur durur üstümde
Adını söylerim içimden
Yalnız adını söylerim
Bir de belini örterim
Gözlerinin ışığında yaparım bütün bunları
Gözlerinin ışığındaki alacakaranlıkta
 
Sana alacakaranlıkta bile varım
Pek konuşmam
Oturur seni dinlerim
Sesin cıvıldar durur önümde
Adını söylerim içimden
Yalnız adını söylerim
Bir de ateşe değermiş gibi öperim
Acılarının ışığında yaparım bunları
Acılarının ışığındaki alacakaranlıkta
 
 
 
İÇİNDEN DOĞRU SEVDİM SENİ
(Edip Cansever)
 
İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan çocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
 
 
 
 
 
 
DAĞ BAŞINDA
(Abdülkadir Meriçboyu)
 
Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,
rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın,
senin etinden, tırnağından ayrı,
senin kokundan uzak.
 
Benim güzelim,
benim ceylan bakışlım,
benim kafamın ateşi,
ve yüreğimdeki.
Mümkün mü şu anda rüzgar olmak, kuş olmak,
şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana,
sana tuzlu badem,
kabak çekirdeği.
Şu anda hiç bir şey mümkün değil.
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzak
ve her şeyden mahrumum ben.
Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.
 
Hayır, güzelim.
hayır, ceylan bakışlım,
hayır, kafamın ateşi, hayır,
hayır, yüreğimdeki.
Şu anda mümkün ve güzel olan tek şey vardır:
 
Yanarak sevmek seni.
 
 
SENİ SEVİYORUM
(Adnan Özer)
 
seni seviyorum
çağladıkça coşan su
estikçe dellenen rüzgar
ekildikçe anaçlaşan toprak
öğütler bunu bana
 
seni severken
türküden türküye geçer ırmak
toprak yaz yağmurlarıyla oynaşır
öğle tozlarıyla dolanır rüzgar ufku
adınla uyarırlar beni
 
seni seviyorum
bağda çilenen salkım
dalda allanan meyva
öttükçe kendini tüketen kabakçı kuşu
öğütler bunu bana
 
seni severken
yaz güneşi şehvete boğar bahceyi
kükürt adetleriyle solar bağ yaprakları
ballı incirde yaşar-bin bir cilveli-aşklarını
turunç gerdanlı kuşlar
haberler getirir sağdıçlarım
gül kurusu mektuplar
 
seni seviyorum
hayra yorulan düşler
ceviz sandıkta bekarlığının gül suları
taş yastıklarda zümrüdü anka kuşları
öğütler bunu bana
 
 
 
AŞKA BENZER
(Sabahattin Kudret Aksal )
 
Aşka benzer bir duygu uyanmaya görsün içimde
Dağılır gider kaygılarımın bulutu
Gözümde aranır tazelenir mavi
Kulaklarımda eski yolculuklardan bir uğultu
Donuverir şöyle bir dünya, kayar yerinden ağaç
Sudaki çağrı ne havada bu ne koku böyle
Görünce alışkanlıkların tükendiği dostlukların da
Çıkıverdiğini çevremin ortaya bir başka kılıkla
Bir karıncalanmadır duyarım ayaklarımda
Elden geçirilmiş direkleri, yelkeni yeni
Yosunu alınmış tekneler de böyle olur olursa
Çaresiz, artık kimse tutamaz beni
Evimmiş,işimmiş kentimmiş anlamam
Eşyasını dağıtıp yola düsen kişi örneği
Basar giderim bir bilinmedik yere doğru
Budur derim ne de olsa bu isin gereği
Bundan sonra bana artık yol görünsün
İster bir yeşil ağaçlık arasında
Bir toprak, ister susuzluktan çatlamış kıraç
Yüreği ışımışsa bir kez ne der görüntü adama
Yoldayım ya gene de gelmez aklıma
Bu deli tutku düşüme tez ulaşmak için mi
Belki de ereğim başka, bir güzel kaçmak
Neyin nesi bu olan biten bilmem ki
Gözümde arınır tazelenir mavi
Kulaklarımda eski yolculuklardan bir uğultu
Aşka benzer bir duygu uyanmaya görsün içimde
Dağılır gider tüm törelerin bulutu
 
 
SEN ELİMDEN TUTUNCA
 
Sen elimden tutunca
Deniz basardı içimi
Sen elimden tutunca, yüreğim
Yeşil yosunlara takılıp günlerce
Dip akıntılarının peşi sıra gitmek isterdi.
 
Günlerce, gözbebeklerini tutuşturan o gizli alevin kaynağını
Sorardım kendime.
Geceler boyu yolumu arardım
zor ve aşılmaz tepelerde.
Sonra ışıklar söner,
sonra yıldızlar düşerdi içimdeki serin göllere. Sen elimden tutunca
Ben miydim,
Dalgalara ve rüzgâra basmadan yürüyen.
 
Sen elimden tutunca
Bir mavilik çökerdi gözlerime
Sonra tüm denizler çekilir
Bir orman uğultularla sarsılır
Bir güvercin sürüsü havalanırdı
Kış bürümüş yüreğimden
Sen tutunca ellerimden
Avlunun beyaz taşlarına dökülürdü
Kızıl yaprakları bir çınarın
Ve ben günlerce
O yapraklara gömülüp ölmek isterdim.
 
Panjurları açık kalmış eski evler gibiydik
Rüzgârda çarpan, başıboş ve ürkek
Sen elimden tutunca
Kayaları delip çıkardı bir çiçek.
 
Sen elimden tutunca
Yolculuk basardı içimi
Külrengi bulutlara takılıp günlerce.
(Tuğrul Tanyol)
 
 
 
SEVMEK
(Ümit Yaşar Oğuzcan)
 
Erimek tadılmamış hazların ortasında
Sevgiden kanatlarla bir boşluğa yükselmek
Yaşamak dolu dizgin ve her gün biraz ölmek
Zevklerin sonsuzluğa açılan sofrasında
 
Akar ta, içimize çeşmelerinden sükun
Dopdolu göllerinde gezer beyaz bir kuğu
Huzur; o sevilmeyen kalplerin unuttuğu
En eski bir seraptır ellerinle sunduğun
 
Büyük bir yangın gibi ateşin dudaklarda
Duyardın özlemini en uzak bir yıldızın
Sırrına eremeyiz nasıl yandığımızın
Bir gün o ateş bizi alev alev sarar da.
 
Ne kadar tutuşsak boş, hala yanmak isteriz
Ellerindeki bir şey çeker bizi derine
Bir büyü varmış gibi dalarız gözlerine
Biliriz kanılmasın, yine kanmak isteriz
 
Bir rüyadan silkinip görürüz tek gerçeği
Çeker bizi o tutku eşiğinden ölümün
Anlarız hayallerin bizi terk ettiği gün
Dünyada tek gerçek varConfusedeni sevmek gerçeği.
    
 
ÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN
(Ümit Yaşar Oğuzcan)
 
 Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım
Ayrılıklar için, sonsuz kederler için
Ne zaman ta derinden sevsem birini
Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin
En güçlü zehir olmalı aşk dediğin
Alkol gibi damarlarıma yürümeli
Sarmalı her yanımı gece olunca
İçimde bir çıbansa büyümeli
İnsan sevince her gün bir kez ölmeli
Her gün bir başka yerine saplanmalı o kursun
Yollara düşmeli, perişan deli divane
Erimeli potasında o garip var oluşun
Artık uzak bir anıdır huzur ve sükûn
O büyük yangın başlamışsa yürekte
Bir gün gelir de bu çaresizliğin
Aranır bütün tesellisi ölmekte
O yerde sevilmek de yalan sevmekte
Nereye baksan diz boyu karanlık
Boşuna bir ışık arama göklerde
Her şeyinle aşkın içindesin artık
Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık
Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı
Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel
Aşk dediğin karşılıksız olmalı
GÜLE GÜLE MARYA
 
Ağlamak için yaratılmamışsın,
Ağlayamıyorsun.
Ağlamak sana yakışmıyor Marya,
Bırak da üzülmeyi,
Uzat başını kompartımanından,
Ayrılanın yalnız sen olmadığını gör Marya.
Şu ana oğlunu asker ediyor,
Yanında gelini de var, gördün ya,
Tasalanıyorlar mı?
Biliyorlar gün gelip gene kavuşacaklarını,
Biliyorlar ayrılmak gerektiğini.
Ayrılmasan dost kıymeti bilinir mi Marya?
Sen de üzülme,
Sil gözyaşlarını Marya,
Bizimkine ayrılık denmez ki...
Ufak bir hastalığın var
Birkaç gün kalacaksın hastanede,
İyileşip gene döneceksin köye.
Gene lale, papatya toplayacağız,
Gülerek gezeceğiz kırları,
Mesut, el ele...
Bak memur düdük çalıyor,
Tren iyi günlerimiz için gidiyor Marya.
Gene gittiği gibi gelecek,
Sevinç doldurarak vagonlarına...
Güle güle, güle güle Marya...
Elimde kan dolu mendilin
Bir çınara yaslandım kaldım Marya.
Affet beni sevgilim,
Öleceksin, ağlaya ağlaya git”, diyemezdim ya...
Bu tren bizi ebediyyen ayırdı,
Bu tren trenlerin en zalimi,
Bu tren ölüm treni Marya...
Semalar bir meleği bekliyor,
Rüzgar olup uçacak.
Gözlerim raylarda seni arıyor,
Burnum kanlı mendilini kokluyor.
Hastalık bizi kıskandı Marya,
Affet beni,
Sen öleceksin diyemezdim ya...
Rayları yastık ederek
Şöyle bir uzanmıştım Marya,
Uyumuşum.
Beyaz bir kefene bürünmüş,
Kollarını bana açmış
Gel, diyordum düşümde.
Bir düdük sesiyle uyandım Marya,
Bir tren geliyordu bana...
Bu tren zalim değildi,
Bu tren aklara bürünmüştü Marya.
Açtım trene kollarımı,
Kucakladım.
Sanki tren değil, sendin Marya,
Gelen ölüm değil, sendin Marya...
(Hasan Kallimci)
 
 
SENDİN
 
Birdenbire açılıverdi renkler,
Ansızın doğuverdi renklerin çocukları;
Koşuşuverdiler gülücüklerle,
Biliyorum, sendin gözlerindeki
O renk çocukların.
 
Çevrem donanıvermişti,
Yollar tümüyle aydınlık...
Çılgın bir ötüş dost böceklerde;
Biliyorum, sendin seslerindeki
O renk böceklerin.
 
Çekiverdiler ellerimden,
Alıverdiler çiçekler beni yaprak uçuşlarına.
Mavilikle beslediler aşkımı;
Biliyorum, sendin uçuşlarındaki
O renk yaprakların.
 
Mutluydum, unutuvermiş günü,
Bir ayrı gökyüzündeydi yüreğim.
Benimdi tertemiz sonsuzluk;
Biliyorum, sendin aydınlığındaki
O renk yıldızların.
 
Dönmedim senden,
Asla vazgeçmedim.
Bir yağmur ki, tatlı yağıyordu;
Biliyorum, sendin damlalarındaki
O renk yağmurların.
Sendin, biliyorum.
 
(İbrahim Zeki Burdurlu)
 
 
 
 
 
FİNAL
 
Demek hiçbir şeyi unutmuyorsun,
Öyleyse elveda, haydi git.
Söyleyecek hiçbir şeyimiz yok.
Git.
Ama dur, biraz daha bekle,
Yağmur yağıyor,
Bekle kesilsin.
 
Dışarısı çok soğuk, iyi sarın.
Kışlık bir manto giymen lazımdı,
Her şeyini geri vermedim mi?
Bende sana ait hiçbir şey kalmadı,
Mektuplarını ve resmini almıştın...
 
Mademki ayrılıyoruz,
Bana bir kere daha bak,
Fakat dikkat et, ağlamayalım,
Çünkü ağlamak aptallık olur.
 
Güya hayatlarımızı birbirimize vermiştik,
İşte şimdi geri alıyoruz.
Artık ikimiz de
Başka yere gezmeye,
Başka yerde yaşamaya gideceğiz.
 
Elbet çok üzüleceğiz,
Sonra, hataları affeden tek şey,
Unutkanlık gelecek.
Ve diğer insanların arasında
Sen ve ben olacağız.
 
Böylece mâzime karışacaksın,
Belki tesadüfen karşılaşacağız.
Yeni elbiselerle geçerken sen,
Ben kaldırım değiştirmeden
Sana uzaktan bakacağım.
 
Üzüleceğim, üzüleceğiz;
Dönmeyeceğiz.
 
(Paul Geraldy)
BEKLE BENİ
 
Bekle beni, döneceğim.
Çok çok bekle,
Bıkmadan bekle!
Sarı yağmurların hüznü basınca,
Kar kasıp kavururken
Ve kızgın sıcaklarda bekle!
 
Başkaları dünden unutmuşken,
Beklemedikleri zaman bekle!
Uzak yerlerden mektuplar kesilince
Bekle beni!
Birlikte bekleyenlerin,
Bekletmekten usandığına bakma,
Bekle!
 
Unutmak zamanı geldiğini
Ezbere bilenleri hayırla anma!
Varsın anam hayatta olmadığıma inansın,
Dostlarım beklemekten usansın,
Ocak başında toplanıp
Acı şarapla ansınlar beni.
Sen bekle!
 
Bekle beni, döneceğim.
Bütün ölümleri çatlatmak için döneceğim!
Şansın varmış desinler.
Yaşadığımın sırrını,
Yalnız sen ve ben bileceğiz.
Bütün sır,
Başkalarının bilmediği,
Beklemeyi bilmende.
 
Bekle beni!
 
(Konstantin Simonov)
 
 
BANA BİR ŞİMŞEK ÇAK
 
Bana bir şimşek çak,
Ortalık fena kararlık,
Yüreğim yırtılıyor,
Ağır bir dalgınlığa genişliyorum.
 
Çok fena kalabalık,
Ellerim çıplak.
Bana bir şimşek çak,
Kötü bir tuzaktayım.
Bilmem ne yapsak,
Aklımda fikrimde onlar,
Yaşlı ve genç,
Erkek ve kadın.
Bana bir şimşek çak,
İçim içime sığmıyor artık.
 
Bana bir şimşek çak,
Belki fena halde yanılmaktayım.
O ince kız çocuğu,
Dudakları titrek,
Gözlerinde buğu....
Bilmem ki nasıl anlatayım,
Bağışlanmaz suçu, dünyayı sevmek.
 
Bana bir şimşek çak,
Çok yanlış anlaşılmaktayım,
Hesabım yanlış görülüyor.
İçimdeki zemberek
Boşandı boşanacak,
Yüreğim örtülüyor.
Yaşamak mı gerek,
Yoksa unutmak mı,
Şaşırmaktayım.
 
Bana bir şimşek çak
Sanki yalın bir bıçak
Yüreğime saplanacak.
 
(Attila İlhan)
 
 
 
ÇİROZNAME
 
Beyaz, kocaman bir duvar: çıplak mı çıplak!
Üzerinde bir merdiven: yüksek mi yüksek!
Duvar dibinde bir çiroz: kuru mu kuru!
 
Bir adam geldi, elleri: kirli mi kirli!
Tutmuş bir çekiç , bir çivi: sivri mi sivri!
Bir büyük yumak da sicim: zorlu mu zorlu!
 
Çıktı merdivene derken: yüksek mi yüksek!
Mıhladı sivri çiviyi: tak tak da tak tak!
Duvarın tâ tepesine: çıplak mı çıplak!
 
Attı çekici elinden: düş Allah’ım düş!
Taktı çiviye sicimi: uzun mu uzun!
Astı ucuna çirozu: kuru mu kuru!
 
İndi merdivenden tekrar: tıkır da tıkır!
Sırtında çekiç, merdiven: ağır mı ağır!
Çekti gitti başka yere: uzak mı uzak!
 
O gün bugündür çirozcuk: kuru mu kuru!
Zorlu  sicimin ucunda: uzun mu uzun!
Nazikçe sallanır durur: durur mu durur!
 
Ben bu hikayeyi yazdım: basit mi basit!
Alınsın bazı adamlar: ciddi mi ciddi!
Ve gülsün diye çocuklar: küçük mü küçük!
 
(Charles Cros/ Çeviren: Orhan Veli Kanık)
 
ÇOCUKLAR GİBİ
Bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
Kırlara yayılan ilkbahar gibi.
Kalbim her dakika hızla çarpardı,
Göğsümün içinde ateş var gibi.

Bazı nur içinde, sisteydim.
Bazı beni seven bir göğüsteydim,
Kâh el üstündeydim, kâh hapisteydim,
Her yere sokulan bir rüzgar gibi.

Aşkım iki günlük iptilâlardı,
Hayatım tükenmez maceralardı,
İçimde binlerce istekler vardı,
Bir şair, yahut bir hükümdar gibi.

Hissedince sana vurulduğumu,
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sâkinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi.

Şimdi şiir bence senin yüzündür,
Şimdi benim tahtım senin dizindir,
Sevgilim, saadet ikimizindir,
Göklerden gelen bir yadigâr gibi.

Sözün şiirleri mükemmelidir,
Senden başkasını seven delidir,
Yüzün çiçeklerin en güzelidir,
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi.

Başını göğsüme sakla sevgilim,
Güzel saçlarında dolaşsın elim,
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim,
Sevişen yaramaz çocuklar gibi.

[siz
BU KADAR AZ OKUYAN BİR MİLLET İÇİNDE YAZMAK, BAŞLI BAŞINA BİR DEVRİMDİR...
Ara
Cevapla



Konu Açıklaması

Şu anda Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiirini inceliyorsunuz. Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiirini sitemizden ücretsiz ve üye olmadan okuyabilirsiniz. Kendi şiirlerinizi eklemek için üye olmak zorundasınız. Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiiri 03-12-2015, Saat: 09:19 tarihinde sitemize eklenmiştir. Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiiri sitemize gönderilmiş ve site yöneticileri tarafından egitimcisairler.com sitemize eklenmiştir. Gönderen kısmı belirtilmemiş şiir ve yazılar sitemizde alıntıdır. Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiiri, Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiiri oku, Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiiri indir, Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiiri sözleri, Şiir Dinletisi İçin Hazır Şiirler şiiri download



Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  İlkokul Öğrencileri İçin Şiir Dinletisinde Okunacak Şiirler admin 0 668 01-03-2017, Saat: 11:27
Son Yorum: admin
  Ünlü Şairlerden Derleme En Güzel On Şiir admin 0 1,775 21-02-2017, Saat: 00:03
Son Yorum: admin
  Bebek Sevgisini Anlatan Kısa Bir Şiir admin 0 662 10-05-2016, Saat: 11:18
Son Yorum: admin
  Şiir admin 1 736 24-03-2016, Saat: 10:29
Son Yorum: ŞUURSUZ
  Sevgiyi Anlatan Kısa Öz Bir Şiir admin 1 1,246 03-12-2015, Saat: 09:19
Son Yorum: admin

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi